Çoban


  Sessizdi O. Sanki bütün namelerini kullanmıştı fütursuzca. Ses bile demiyordu artık. Yaptığı sadece kuzuları keçileri yeri gelince inekleri danaları yönetmek ve korumaktı aslında. Çoğu kimsenin küçümsediği bu meslek aslında bir peygamber mesleği olduğunu ve görevin zor olduğunu ancak gerekeni yaptık, mükemmel bir sanatçı olduğu bir gerçektir aslında.

  Bu çoban zamanının çoğunu işine ayırırdı. Evde gariban anası ve babasından gayrı kimsesi yoktu. Zifiri karanlık olana dek koyun keçi güderdi çoban Ali. Evet ismi Ali olan bu genç çobanlık yapardı köyünde. Zifiri karanlık çökünce eve gitmeye koyulurdu. Onun bilinen en büyük düşmanı kurtlar ve tilkilerdi. İşte bu düşmanlarla savaşmak aslında hiç kolay değildi. Ne zaman ortaya çıkacakları belli olmayan bu sinsi düşmanlar geldiklerinde bir çift namluyla karşılaşmalıydılar. İşte bu namlu çobanın elinden başka elde olamazdı. Şuana kadar ara sıra ziyarete gelen bu düşmanlar acımasız oldukları yadsınamayan bir gerçekken sık sık ziyarete de gelirlerdi. Onların amacı karınlarını doyurmak olsa da gelmeleri gereken yerin çoban sürüsü olmadığını ne kadar namlu karşılarına çıksa da anlamıyorlar ve hatta ısrarla geliyorlardı. Çoban Ali'nin yapması gereken hayvanları sürüden ayırmamak ve de bu düşmanlara karşı korumaktı Gerekeni her zaman yapan Ali bu işi bıkmadan usanmadan yapıyor ve yaptığı bu işten zerre tırsmıyordu. Yaylalar, nehir ve ırmaklar ve dahi otlaklar onun yaşam döngüsünün vazgeçilmez bir parçasıydı ve hatta buralarla aile olmuştu artık. Gün doğumuyla yola çıkan çoban gece geç saatlere kadar haftanın her günü bu işi yapıyordu. Ve en yakın arkadaşı ise bir tane siyaha beyaz benekli bir kuzuydu. Adını benekli koymuştu bu kuzunun. Aslında hiç korkmasa da benekliye bir zarar gelmesinden çok ama çok korkuyor ve bütün koyun ve kuzulardan daha itina gösteriyordu. Denilenin aksine zor olan çobanlık vazifesini korkuyla cesaret arasındaki bu ince çizgide yürütüyordu. Ve bazen dayanılmaz olduğu da yadsınamaz bir gerçekti aslında. Her iş öyle olduğu da yadsınamaz olduğundan fazla da kafaya takmıyordu çoban.

  Bir gün sabaha karşı evden çıkmıştı ve yolda yürüyordu. Yürürken birden sağanak halinde bir yağmur başlamıştı ve yağmurlu havalarda hayvan gütmek hiç kolay da değildi. Yağmur yarım saat bekleyişten sonra dinmişti. Sonra hayvanları köylüden toplamıştı. Ve gereken merasına gitmek için yola çıktı. En korkulan Mağara yolu üzerindeki geçitten geçeceklerdi yine. Ve yaklaşmışlardı. Bu geçit yıllardır insanları korkutsa da başka çaresi olmayan köylü bu geçitten geçiyorlar ve her geçişte aslında korkuyorlardı. O gün çoban o geçitten geçmek üzere yolda yürürken biraz sonra olacaklardan habersizdi aslında. Ve çoban bir an durdu. Çünkü hissetmişti sanki, ve hissettiği gibiydi de zaten. Tehlike bekliyordu ileride onu ve çoban hırkasını kafasına örttü geçitten geçeceklerdi şimdi. Çoban kendisine hayvan gibi süs vermişti ve namlusuna sarıldı ve tam geçerlerken 15 kurtla gelen kurt sürüsü sürünün yoluna çıktı bir an. Ve hayvanlar kaçışmaya çalıştılar ancak tam bu anda Çoban hemen olduğu yerden kalkıp yukarıdaki kayalara ateş etti çoban. Zekice bir hareket yapan çoban elindeki namluyla kayalara ateş etmesinin sebebinin ne olduğunu bize göstermişti aslında. Ve kayalardan 3-5 taşçıklar kurtların üzerine düştü ve kurların hepsi oracıkta pert olmuşlardı. Ve gerçekten çoban olmanın hakkını vermişti. Onun çobanlığı bu gibi çok mertlik gerektiren bir işti işte.

-Mert Bayram