Bir Terapi Öyküsü


   Mesleğimin onuncu yıl yemeğindeyken, ''-eee artık insanları gözünden tanırsın senden de korkulur canım'' diye takılmıştı sevgili dostum Nejat. Bu aralar zihnimden bu geçiyordu. Gerçekten artık insanları tanıyor muyum? Eğer tanıyorsam kendime dair bu yabancılık neden? Danışan gelmese de sabah dokuzda gelip ofisimin denize bakan penceresindeki perdeyi açmayı, odaya düşen ilk ışıkları ilk ben selamlamayı, pervaza ufaladığım ekmek kırıntılarını serçelerin gagalamasını izlemeyi seviyordum. Uzun zaman önce bu şehre taşınma hayalleri kurarken bugünleri yaşamadan özlediğimi anımsıyorum. Halbuki şimdi kavuşulmuş bu hayaller, içimdeki anlamsız boşluğu doldurmaya yetmiyor. Yola yalnız devam edeceğimi idrak ettiğim zamanlardan kalma bir eylemdi. Her sabah yatağımın üzerine bağdaş kurup kendime o gün yapacaklarımı, yalnız olmadığımı, güzel bir yol arkadaşı olabileceğimi aslında kendimi tanısam çok sevebileceğimi söylüyordum. Hatta ofisimdeki dolaba küçük bir ayna iliştirmiş sabahları geldiğimde kendime kim olduğumu anlatıyordum. Hangi hayırsız günlerin yarasıydı içimde sızlayan? Hayatımda her şey yolundayken bir an elimi eteğimi her şeyden çekmeme sebep olan bir histi bu. İkindiyi beraber devirdiğim dostlarım vardı, Çevresinde iyi olarak anılan bir terapisttim. Günümüz şartlarına göre oldukça iyi bir durumda yaşıyordum. Bunları yetersiz bırakan huzursuzluk haline anlam vermeye çalışıyordum.

   Saat 10.00. Yeni danışanlarım geldiğinde heyecanlanıyorum. Yeni bir hikayeye başlamak, yeni bir ruhun karmaşık düzleminde sessizce soluklanmak, belki de bir ayna rolü yapmak.. Zihnimden geçen düşüncelere kapanmışken kapı hafiften tıklatıldı. 35 yaşlarında adımlarıyla iğde kokusu yayan kadın içeri girdi. Sesinde bir sakinlik, bakışında telaşsızlık ellerinde yaşanmışlık izleri. Uzun zamandır gelmek istediğini bir türlü cesaret edemediğini söyledi. Anamnez almak için sorduğum soruların bazılarına kısa cevaplar veriyordu bazıları ise cevapsız kalıyordu. Sorular bittiğinde bir an sessizlik oldu. Aslında ezbere cevaplar verdim dedi. Yani bu soruların cevaplarını ezberledim. Faili benim ama benden parça taşımıyor hayatım. Derin bir nefes aldı Savruluyorum siz hiç savruldunuz mu? Geriye dönüp baktığımda nasıl bu kadar başarısız oldum anlayamıyorum. Üniversitenin bitmesine kısa bir zaman kala bölüm değiştirmeye karar verdim. Sebepsiz üç şehir değiştirdim. Yaptığım iki evlilik de faciayla sonuçlandı. Bebek sahibi olmak için onca zaman tedavi görmeme rağmen anne olmak istediğimden emin değilim. Hayatımda hiçbir şeye tutunamıyorum. Bana ait değil hayatımda olup bitenler. Sanırım babamın ben 14 yaşımdayken ansızın vefatıyla başladı kendimle temassızlığım. Aklınıza gelebilecek her şeyimle öyle ince ilgilenirdi ki.. Sonrasında yaşamak bir yük oldu bende. Güç sarf ederek kazanmaya alışmamıştım. Ne dersiniz ben kendimi babamın mezarında mı bıraktım?  Danışanım anlattıkça irkildim. Terapi seansları biri diğerinden daha dertli olan iki kişinin yolculuğa çıkmasıydı elbette ancak bu konuda ben daha dertliydim. Karşımda kendini aramaya, tanımaya, anlamlandırmaya çalışan bu kadına ne diyebilirdim ki? Ortak bir acı vardı ikimizde. Oysa onca süper vizyon almıştım onca eğitimler kişisel gelişim kampları. Danışanımın acısı içimde yankılandığına göre hala kendimi tanıyamamıştım. Bir yolculuğa çıkılabilir miydi? Elbette. Kendimi saklayabilecek kadar danışan gördüm lakin önce ben başlamalıydım. Seansın sonuna doğru danışana uygun bir dille uzun bir izne ayrılacağımı anlattım.

   Kullandığım envanterler, dinlediğim konferanslar bu kadar mı işlevsiz kalmıştı ? Çok geçmeden bir yolculuğa çıktım. Beni bana tanıtacak bir yolculuğa. Belli ki herkesin kim olduğuna dair bir sorusu vardı. Kimi bu sorunun ağırlığıyla eziliyor kimi benim gibi uzun zamanlar yok sayıyor.  Bu dergide yazmaya başlayalı 2 yıl oldu. Her ay çıkan sayının köşesine iliştirdiğim notlar benim bana çıktığım yolculukta heybeme katılanlar.. Bu ay ise yazımı şu cümleler ile sonlandırıyorum. Kendini kendinle kaldığında yalnız kaldığını düşünmeyecek şekilde yetiştir. Kendine kedinle yola çıktığında yarı yolda kalmayacak şekilde güven, içindeki yaralarla tanış, seni sen yapanlarla, sana seni anlatan ağrılarınla, yaşadığını hissettiren kalp çarpıntılarınla… düşüşlerini sev, kalkışlarına sarıl, kendi zamanının şimdisiyle barış, başkalarının yollarından çekil, sana varan yollarda aidiyetine dair şeyler var. Ve son olarak unutma, gölge oyunu misali varlığının önüne geçen yansıyacak hayatına.

-Ekin Öztürk