Hayat, Yaşam, Ölüm Üzerine Anekdotlar


 Hayat, yaşam ve ölüm kavramları birbirlerinden oldukça farklı kavramlardır. Kimi kavram çoklu zaman aralığı içerirken kimi kavram tekli zaman kavramını içerebilir. Yani bu kavramlardan bazıları bir süreci, bazıları ise bir anı temsil eder. Fakat hepsinin tek bir ortak noktası vardır. Hayat, yaşam ve ölüm kavramları yalnızca canlı olana atfedilen kelimelerdir. Cansız olan maddenin doğumu, ölümü, hayatı ve yaşamı olmaz. Tüm evren canlılar ve cansızlar olarak ikiye ayrılmış durumdadır. Cansız olanlar da canlı olanlara hizmet eder. Dolayısıyla cansız olanın yalnızca bir kullanım süresi olabilir. Canlı olanın ise bir başlangıcı, geçirmesi gereken bir süreç ve sonu olmalıdır.

 Yaşam bir canlının doğumu ve ölümü arasında hayatta geçirdiği süredir. Yaşamak canlılığı ve enerjiyi temsil eder. Bir canlının yaşaması için öncelikli olarak doğmuş olması gerekmektedir. Yaşam ortamlarından herhangi birisine doğmuş veya gözlerini açmış canlı, yaşıyor demektir. Yaşamanın her ne kadar nefes almak ve zihinsel olarak aktif olmak gibi fiziksel özellikleri olsa da metafizik bir boyutu da vardır. Her canlı doğar, yaşar ve ölür. Doğanın kanunu olan gerekliliklerini yerine getirmek için doğmak ve ölmek arasındaki süreçte hayatta kalmak gereklidir. O zaman gerçekten yaşamın şartlarını yerine getirmiş oluruz. Doğanın canlıya verdikleri ve canlıdan aldıkları vardır. Yaşam, bu verme alma dengesini süreç içerisinde sağlamak ve bu alanda aktif olmaktır. Her canlının bulunduğu yerdeki, evrendeki ve doğadaki görevi birbirinden oldukça farklı olduğundan, yaşam kavramı da her canlı için farklı boyutları ve işlevleri temsil edebilir. Örneğin bir ot ile köpek arasında doğadaki alma verme dengesi bakımından ciddi farklılıklar vardır. Ayrıca ot ile köpeğin işlevleri ve doğadaki görevleri de birbirinden oldukça farklıdır. Köpek oksijen alır karbondioksit verir. Ot ise fotosentez yapar. Köpek et yer, bitki ise topraktan beslenir. Sonuç olarak bu iki canlının yaşam faaliyetleri, alanları, amaçları ve tarzları birbirlerinden oldukça farklıdır. İnsan için de durum etrafındaki tüm canlılardan oldukça farklıdır. İnsanı bir ottan, böcekten ve bir köpekten ayırt eden onlarca farklı durum vardır. Bu sebepten insanın yaşamı da diğer canlılardan oldukça farklıdır. En temel fark ise, yaşam alanında kritik yaparak düşünme imkânı sadece insanlara has bir şeydir. Düşünmek, insanoğlunun yaşamsal faaliyetlerinin hepsini bambaşka yöne taşıyacak bir aktivitedir. Düşünerek hareket eder ve doğum ile ölüm arasındaki sürecimizi, yani yaşamımızı bu şekilde devam ettiririz. İnsanın yaşamı düşünmektir. Düşünerek harekete geçerek, hareketlerinden geri dönüşler alarak, doğadaki alma-verme dengesini sağlayarak ve bunlar sayesinde zaman geçirerek, yaşam yolculuğumuzu tamamlarız. Hayat ve ölüm ile alakalı farklı inanç ve kültürlerde milyonlarca anlayış varken yaşam, herkesin hemfikir olduğu bir kavramdır. Çünkü yaşamın başlangıcı ve sonu bellidir. Doğduktan sonra ve ölmeden önceki hayatta kaldığımız her an yaşamaktır.

 Hayat kavramı farklı kültür, din ve inançlarda oldukça fazla karşımıza çıkan ve üzerinde fikir birliğine varılamayan bir konudur. Kimi inançlar bir canlının tek bir hayatı olmadığına inanırken, bazı inançlar da hayatın insanlara verilen tek bir şans olduğunu düşünürler. Hayat, doğduğumuz, yaşadığımız ve öldüğümüz tüm anları içerisinde barındıran en büyük halkadır. Biz yokken veya varken ve varlığımızın sonuna geldikten sonra da hayat devam eder. Yaşam bireysel olarak canlı için biter fakat hayat, tüm canlı alemi için akmaya devam eder. Elenenler veya yeni eklenenlere bakmaksızın, tüm hızıyla devam eder. Hayat kelimesi edebiyatta biyografi kelimesi olarak da kullanılır. Örneğin bir biyografi yazılacağı zaman hakkında bahsedilen canlının veya kişinin doğum, ölüm ve yaşamı boyunca yaptığı her şey ele alınır bunun yanı sıra sadece fiziksel bir aktivitenin yanı sıra ruhsal veya düşünsel olarak kişinin ideolojileri, fikirleri ve hayata bakış açısı da biyografinin konusu haline gelir. Dolayısıyla hayat canlının bütünü ve genelidir. Her zaman canlılar için hayat, anlamlandırılması ve anlaşılması gereken bir kavramdır. Canlı sadece kendi hayatını değil, kendinden önce ve sonraki hayatı da anlamlandırabilirse, hayat kavramını gerçekten anlamış olur. Bazı inançlara göre hayat düşünülenin aksine çok daha büyük bir kavramdır. Doğmadan önce veya öldükten sonra da başka hayatlara geçileceğine dair inançlar vardır. Bunun yanı sıra insanın hayatını tamamen bir kereye mahsus gören bir inanç da mevcuttur. Her iki inanç da yine tabii ki sadece insana mahsustur. Yaşamı anlamlandırmak için bize lazım olan düşünce aktivitemiz, hayatı anlamlandırmak için de gereklidir.

 Ölüm, tüm canlılar için ortak sondur. Ölüm hakkında her inanç ve kültürde farklı yaklaşımlar olsa da ortak tek bir kanaat vardır. Ölüm, yaşamın ve hayatın bireysel olarak sonuna gelmektir. İnsan için ve diğer canlılar için artık yaşamsal faaliyetleri yerine getirememektir. Tüm bunların sonucunda bedenen ve ruhen bulunduğu hayattan ayrılmaktır. Hayat ve yaşam kavramları bir süreci temsil ederken ölüm bir anı temsil eder. Ölüm uzun soluklu bir serüven değildir. Fiziksel olarak kalbin durması ve beyin ölümün gerçekleşmesi ile vuku bulur. Bazı inançlara göre ölüm yalnızca bundan ibarettir. Bazı inançlara göre de ruh ve bedenin birbirinden kopması ve fiziki olarak az önceki işlemlerin gerçekleşmesi bir bütündür. Kimi kanaat önderleri ölümü, başka bir hayata geçiş kapısı ve başka bir yaşama başlangıç olarak görürler. Ölüm hakkındaki bir diğer çoğunluk inanç ise, ölümün bir yok oluş olduğuna dairdir. Her ikisini de savunan ve en sağlam şekillerde temellendiren düşünürler vardır. Ölümün bir andan ibaret olması dışında ölüm hakkında oldukça geniş bir fikir yelpazesi vardır. Bu konuda herkesin ortak fikirde olduğu bir diğer husus ise fiziksel aktivitelerin son bulması ile ölümün gerçekleşmesidir. Tıbben ve bilimsel olarak kanıtlanmış bir ortak fikirdir. Hayattan kopmak ve yaşam sürecinin sonuna gelmek olarak da ölümü değerlendirmek mümkündür. Bunu dışında başka bir fikir ve düşünce geliştirilmeye gerek duyulmaz. Çünkü hakkında en çok fikir ayrılığına düşülen yaşam ve ölüm kavramlarının sonunun ölüm olduğu kesindir. Ölüm son anı ifade eder. İnsanın bulunduğu konum ve durumdaki aynı zamanda yaşam ve hayattaki son anı ölümdür. Bu kimilerine göre fazlaca dramatize bir konu olsa da kimileri için gayet tabii bir olay haline dönüşmüştür. Ölüm kelimesinin bir acı veya normallik içermesi de yine kültürlere ve toplumlara bağlı bir durumdur. Toplumlar içerisinde geliştirilen kültürler ve dini inançların ölümü nasıl nitelendirdiği, canlılarda ölüm algısının nasıl gelişeceğini belirler. Ölüm, yaşam ve hayat kavramları, canlılar tarafından anlamlandırmaya ve farklı fikirler geliştirilmeye müsait bir konudur. Bunun tek sebebi, bu üç kavramın da soyut olmasıdır. Soyut olan her şeyi, canlı kendi zihninde biçimlendirmeye ve somutlaştırmaya çalışır. Bunun sonucunda da birçok soyut konuda fikir birlikleri ve ayrılıkları meydana gelir. Hayat, yaşam ve ölüm kavramları açısından ortak ve farklı fikirler de bu anekdotlardan tabii ki fazlasıdır. Fakat az olanlar, fazla olanları anlamamıza ışık tutacak türdendir.

-Emine Hacer T.

20May