Bilinç, Yabancılaşma


Almanya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ünlü düşünür Karl Marx çeşitli kavramlarla karşımıza çıkmaktadır. Bu makalede sadece üç kavram incelenmektedir.

BİLİNÇ

Lineer tarih anlayışı doğrultusunda ilkel topluluklardan bilgi sonrası toplumuna dek birey çeşitli evrelerden geçmektedir. Avcı-toplayıcı toplumlarda tarım toplumlarında, sanayi toplumlarında ve günümüz bilgi sonrası toplumlarında ortak olan insandır. İnsan, toplumun temel parçasıdır. Toplum ise parçaların oluşturduğu bütünden daha fazla şey anlam ifade etmektedir. İnsan, sosyal hayattan izole edilemez bir varlıktır. Toplum ile etkileşim haline girdiği vakit bir alış-veriş söz konusudur. İnsanın bilincini, etkileşim halinde olduğu toplum oluşturur.  Yaşamı belirleyen bilinç değil bilinci belirleyen yaşamdır. İnsanlar ne giyeceklerine veya ne içeceklerine sosyal yaşamdan soyutlanamadığı için tek başına karar veremez.  Kapitalist sistemde para ve kar arzusu, insanların davranışlarını oluşturmaktadır. İnsan aklının ucundan geçen bütün hayal ve düşüncelerin gerçekleşme olasılığı, maddi etkinlikler, ilişkiler ile bütünlük içindedir.  Sözünü ettiğimiz bilincin insanın tüm âleminde maddi ve manevi bir bütün olarak tam manası ile gerçekleşmesi için bireyin üretmesi gerekir. Üretmesi ve ürettiğini geliştirmesi gerekir. Bu işlemler esnasında diğer bireylerle ilişkiye girmek zorundadır. Bu ise bilinçli bir varoluştan öteye gitmeyecektir. Öyleyse insanın gerçek varoluşu, yaşam serüveninin ta kendisidir. Bireyin gerçek ihtiyaç ve isteklerini görmesine engel teşkil eden durum ise yanlış bilinçtir. Birey yanlış bilinçten doğru bilince adım atması gerekir. Hayvanların diğer hayvanlar ile olan ilişkisi gerçek bir ilişki olarak nitelendirilemez. İletişim ve edim insanın hayvandan ayrılan yegâne özelliğidir. İnsanın ilk bilinç anlayışı çevre bilinci ile başlar. Birey kendisi dışında eşya ve kişi ilişkileri ile bilincini ortaya koymaktadır.

YABANCILAŞMA

Karl Marx, yabancılaşmanın insanın dünya ile olan ilişkisinde ortaya çıktığını söylemektedir.

Batı düşünce sisteminde yabancılaşma kavramı ilk olarak eski ahitte putperestlik alanında ortaya çıkmıştır. İnsanlar kendi elleri ile yaptıkları putlara tapmaktadırlar. Yabancılaşma kavramı burada insanın kendi eli ile ürettiği bir nesneye güç ve yetki devretmesidir. Kendini ona esir etmesidir. Birey artık kendi özü ile bir araya gelmek için dolaylı bir yola ihtiyaç duymaktadır. Ürettiği nesne aracılığı ile kendini görmektedir. Birey kendisine, gücüne, yeteneklerine ve en önemlisi çevresine yabancılaşmış durumdadır. Bahsi geçmekte olan putlar, zaman içerisinde değişen toplum yapısında kimi zaman iktidar kimi zaman tanrı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yabancılaşmanın en belirgin olduğu yerler emek ve iş bölümüdür. Avcı-toplayıcı topluluklarda ve tarım toplumlarında kolektif bir yaşam söz konusu olduğundan dolayı özel mülkiyet anlayışı tam anlamıyla belirgin değildi. Sanayi toplumuyla birlikte belirginleşen ve insanın üretim için harcamış olduğu emeğini yok sayan özel mülkiyet anlayışı ile insan kendisine ve ürettiği nesneye yabancılaşmaktadır. Günümüz bilgi sonrası toplumuna geldiğimizde kapitalist anlayış sanayi devriminden bu yana güçlenmekte ve büyük izler bırakmaktadır.  Endüstri devrimi ile köylerden kentlere akın eden bireyler geçimlerini artık topraktan değil fabrikalardan sağlamaktadır. Ürettiği nesne hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmayan birey emeğine yabancılaştığı gibi fordist üretim tarzı yüzünden bedenine, harcadığı saatler yüzünden ruhuna da yabancılaşmaktadır. Bireylerin; birbirlerine, çevresine veya emeğine yabancılaşmaması için özgür bir ortamın yaratılması gerekmektedir. Birey, ürettiği nesne hakkında fikir sahibi olmalıdır. Ürettiği nesnenin üzerinde söz hakkı olmalıdır.

SONUÇ

Yaşamı belirleyen unsur bilinç değildir. Aksine bilinci belirleyen unsur yaşamdır. Bilinç bireylerde çevresel olarak başlayan, toplumsal olarak sürdürülen, izole olması pek mümkün olmayan, insan serüvenin ta kendisidir. Yabancılaşma, ilkel toplumların gerçekleştirmiş olduğu kolektif üretimin aksine sanayi toplumunda bireysel üretimin ön planda tutulduğu, bireyin ürettiği ürün ve kendisi hakkında bilgi, söz, fikir sahibi olmamasıdır. Sanayi devrimi ile değişen üretim tarzı insanları yaptıkları işe ve ürettikleri nesnelere karşı yabancılaştırmaktadır.  Bireyler, doğru bilince ve yabancılaşmamış emeğe yeniden ulaşmaları için özgür ortama gereksinim duymaktadır. Bireylerin, davranışlarını belirleyen maddi unsurlardan arındırılmış imkânlar dâhilinde üretmeleri gerekir. Ürettikleri hakkında fikir sahibi ve yetki sahibi olmalıdır.

-Enes Kutlu