Bir Felsefe Klasiği Sofie'nin Dünyası


Felsefe öğrenmeye bir yerden başlamak istiyor ama bir yandan da karmaşıklığı gözünüzü korkutuyorsa belki de felsefeye başlarken elinizden tutacak ilk kitap Sofie’nin Dünyası olmalıdır. Bunun için bu yazıda kitabı inceleyeceğiz.

Jostein Gaarder tarafından yazılmış felsefe tarihi üzerine bir roman:”Sofie’nin Dünyası”. Goethe’nin “Üç bin yılın hesabını göremeyen karanlıkta yolunu bulamaz, günü gününe yaşar ancak” sözü ile bir bakıma tarihe, felsefe tarihine okuyucunun ilgisini çekmeye çalışır gibi duruyor.

Sofie Amundsen adlı baş karakterimize 15. Doğum gününe sayılı günler kala nereden geldiği bilinmeyen ”Kimsin sen?” yazılı olduğu bir mektup gelir ve devamında da  mektuplar gelmeye devam eder böylece romanımız başlamış olur. Tabi ki mektupların içeriği felsefe ile ilgilidir. Okulda öğretilenlerden hoşnutta olmayan Sofie’nin ekmeğine bal sürülmüştür bu mektuplarla. Hem geçmişi öğrenirken bir yandanda bunları sorgularken öğrenmenin hazzına erişiyor ve kaptırıyor kendini. Tabi bunun yanı sıra mektupların sahibini merak etmeden de duramıyor. Mektupların sahibi ve sonrasında gelişecek olaylar dahilinde aslında Sofie’nin içine girdiği durum beyinlerin yanmasına ve felsefe çarklarının dönmesine ivme kazandırmakla beraber okuyucuyu sonuna kadar soluksuz sürüklemeyi başarıyor.

Kitap gerçekten felsefeye merakı olan hatta olmayanlar için bile anlaşılır ve akıcı bir üslupla yazılmış. Öyle ki felsefeyi sevmiyor ya da hiç bilmiyorsanız bile mektupların gizemi ve başka dahil olan karakterlerin gizemi sizi kitaba çekecektir. Ayrıca kitabı okurken sorulan soruları düşünerek ve yanıtlamaya çabalayarak okuduğunuzda aldığınız keyif elbette katlanarak artacaktır. Mekan ve olayların detaylı araştırmasını yapmak hem felsefeye giriş niteliğinde olan bu romanı destekleyerek sağlam bir altyapı oluşturmanızı sağlayacak hem de akılda kalıcılığını arttıracaktır. İçerisinde ne de olsa pek çok bilgi, isim, kavram barındırmakta kitap dolayısıyla bazı şeyleri unutmak ve karıştırmak mümkün hele ki yeni başladıysanız. Tekrar tekrar okunması da mümkün bir kitap ayrıca ; olaylar, üslup ve anlatımıyla.

Adlarını pek çok kez çevremizden, felsefe, kimya ve biyoloji derslerinden duyduğumuz isimleri ; yine pek çok kez duyup anlamlarını bilmeden geçiştirdiğimiz akımlar ve dönemleri sıkıcı bir şekilden çıkarıp okuyucuya da aktif bir şekilde düşünme ve sorgulama imkanı tanıyarak anlatmakta ve öğretmekte roman. Kitaptaki bir benzetmenin yeri tam da burası gibi duruyor. Bahsedilen benzetmede şöyle diyor: ”Sihirbazın boş bir silindir şapkadan tavşan çıkarması nasıl anlaşılmaz bir şeyse, birçok insan için de dünya böyledir. Sihirbazın tavşan oyununda yaptığının bir aldatmaca olduğu açıktır. Ama bunu nasıl yaptığını açığa çıkarmak isteriz. Ancak dünya üzerinde konuştuğumuzda durum biraz farklıdır. Dünyanın bir aldatmaca olmadığını biliriz. Çünkü dünyada yaşamaktayız ve onun bir parçasıyız. Aslında şapkadan çıkan beyaz tavşan biziz… Beyaz tavşanı belki de bütün evrenle karşılaştırmak daha iyi olur. Biz tavşanın tüylerinin en diplerinde oturan kımıl kımıl böcekler gibiyiz. Ama filozoflar büyük sihirbazın gözlerinin içine bakabilmek için ince tüylerin uçlarına tırmanmayı denerler.” Ve çocukların da bu tüylerin en uç noktasında yer aldığını söyleyen filozofa göre yaşlandıkça tüylerin diplerine doğru yerleşirler ve buradaki rahatı bozmamak için tüylerden yukarı doğru tırmanmayı göze alamadıklarını dolayısıyla felsefeden, sorgulamadan nasıl uzaklaştığımızı dikkat çekici bir biçimde anlatır ve ayrıca bizleri bu şekilde tüylerden yukarı tırmanmaya teşvik eder bu sayede. Her ne kadar dipler rahat olsa da karanlık ve boşluktadır orası. Oysa yukarıda bekleyen aydınlık ve yeni şeylerin heyecanı oraya vardığımızda tadacağımız bir haz olmasının yanında tırmandığımız yol boyunca da pek çok güzelliğin barındığını fark edip görebildiğimiz zaman silkelenip bir adım atmaya cesaret edebileceğizdir.

-Aysel Kaplan