Jerzy Kosinski - Boyalı Kuş


KİTABA GENEL BAKIŞ

Jerzy Kosinski, 1933’te Polonya’da dünyaya gelmiş ve II. Dünya Savaşı nedeniyle henüz 6 yaşında evden ayrılmak zorunda kalmış olan bir yazardır. II. Dünya Savaşının getirmiş olduğu kaosun içinde oradan oraya savrulmuş, Nazi karşıtı ailesi tarafından hayatta kalma pahasına Doğu Avrupa'ya gönderilmiş ve bu süre zarfında vermiş olduğu yaşam mücadelesinden de esinlenerek Boyalı Kuş isimli kitabını kaleme almıştır. Ancak yazar kitabına hiçbir zaman otobiyografik bir roman yakıştırması yapmayı kabul etmemiştir. Çünkü kitapta anlatılanlar her ne kadar kendi hayatından izler taşısa da onun hayallerinde kurgu unsurlarıyla harmanlanıp bambaşka bir boyuta taşınmıştır. Ancak kitap ilk çıktığı zamanlarda Ruslara özendiği iddiasıyla oldukça tepki toplasa da, Jerzy Kosinski için hayatının en iyi başyapıtı olarak kalmış ve II. Dünya Savaşını insan davranışlarının içtenliğiyle donatmış olduğu bu kitap birçok farklı dile çevrilerek yankı uyandırmıştır.

KİTAPTA ANA TEMA ve DİKKAT ÇEKEN NOKTALAR

Savaş içerisindeki insanın tüm psikolojisini ince ayrıntılarla yansıtan bu kitap birbirini takip eden 20 bölümden oluşmaktadır. Kitap, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi karşıtı anne babası tarafından Doğu Avrupa’da başka bir ailenin yanına gönderilen 6 yaşındaki bir çocuğun kendi iç sesinden birebir olayların aktarılmasıyla ilerlemektedir. Çocuk henüz küçük yaşta hiç bilmediği bir coğrafyadadır, bir süre sonra ailesiyle tamamen iletişimi kesilir ve yanında kaldığı kişinin ölmesiyle farklı yollar izleyerek hayatta kalmaya çabalar. Her bölümde farklı farklı evlerde almaktadır soluğu. Nazilerin adım başı Yahudi ve çingeneleri aradığı, bulduğunda işe ölüm feryatlarının yükseldiği fırınlara gönderdiği ve hatta onları yanlarında bulunduranları kurşuna dizdiği bu dönemde, simsiyah gözleri, saçları ve kavruk teniyle hiçbir köyde kendine yer bulamamaktadır. Başını sokacak yer aramak için bir umut gittiği her köyde dışlanmaya maruz kalmış ve Yahudi, çingene olduğu söylenerek lanetlenmiş, sürekli bulunduğu ortamdan ötekileştirilmiştir. Bin bir zorluklarla kısa vadeli bulduğu kalacak yerlerde de her daim aşağılanmış, kaldığı yerin tüm işlerini yapmış, sürekli Alman askerleri ve köy halkının nefesi ensesinde yaşamaya çalışmıştır. Kimi zaman bir çiftçinin, şifacının kimi zaman bir demirci ya da değirmencinin yanında kalmış, her birinden farklı eziyetler görmüş, bazen de onların bilgilerinden faydalanarak çevreyi sorgulamış ve sorularına yanıtlar aramıştır. Yıllar geçtikçe farklı iklimlerde bambaşka insanlarla tanışmış, aslında her birinin kendinden olmayanı dışladığı bir manzaranın varlığına şahit olmuştur; tıpkı bir zamanlar yanında kaldığı kuş avcısı Lekh'den öğrendiği gibi. İnsanlar bazen bir kuşu yuvasından, emsallerinden ayırıp farklı renklere boyayıp onu tekrar eski yerine yollamaya çalışmaktadır. Ancak bambaşka bir hâle dönüşen kuşu o eskiden aşina olduğu hiçbir gök kabul etmemekte, diğer kuşlar ona yalancılıkla yaklaşıp onu öldürmektedir. Tıpkı Nazilerin de kendilerinden olmayanı bir bir ayıklayıp tekbir ırk anlayışını yaymaya çalıştıkları gibi. İşte sarışın mavi gözlü insanların arasında bir kara kedi misali dolaşan bu çocuk da onlardan farklı olduğu gerekçesiyle uğursuzluk ve çirkinlikle anılmıştır. O dönem içerisinde insanların ne denli farklı kişiliklere büründüğünü, insan olmaktan çıkma derecesine bile gelebileceklerini, aslında çoğu kesimin birbirine aynı hırsla benzediğini gözlemleyen başkarakter, kimi zaman din ile kimi zaman hiçliklerle savaşarak içinde bulunmaya çabaladığı toplumu anlamaya çalışmıştır.

FİNAL SAHNESİ

Kitap sonunda nihayet savaş durulmuş, Kızıl Ordunun desteğiyle Nazi ateşi söndürülmüştür. Rus birliğine sığınan ve orada köylülerin ona dayattığından daha nazik bir yaşam süren çocuk Ruslara bir kurtarıcı gözüyle bakmıştır. Nitekim annesi ve babası onu verildiği çocuk yuvasında bulduğunda bile kazandığı Rus birliği ruhunu kaybetmemeye direnmiştir. Tüm bunları büyük bir incelikle kitabına kurgusal çizgide işleyen yazar, böylelikle savaş dönemindeki o sancıyı ve toplumla birey arasında vuku bulan yarayı, savaş ile en masum kaynak olan “çocuk” üzerinden işlemiştir. Belki de insanları ölesiye birbirinden ayıran bir ateş kitap sonunda böylelikle söndü sanılmıştır ancak güç delisi insanlık birbirlerinin kanatlarını her daim farklı renklere boyayarak bir diğerini ötekileştirmiş ve sonu gelmeyen kavgalarda kendini tüketerek, hiç iyileşmeyecek yaralar açmıştır. Bizler belli ki yine boyalarımızdan arınamıyoruz şimdilerde. Fakat bir araya geldiğimizde büyük bir gökkuşağı olabilmenin umuduna da sırtımızı dönüyoruz. Bir gün bizden olmayanı da kabullenerek insanlaşmak ümidi ile yazılan bu kitabı kendi iç sesinizle okumanız dileğiyle.

-Gözde Keskin