Leyla ile Mecnun


Leyla ile Mecnun Dizisinin Albert Camus'nun Saçma Kavramına Göre İncelenmesi.

   Absürtlük ve normalliğin iç içe geçtiği televizyon dizilerinin başarı ölçütü, izleyici kitlesine bu karmaşayı ne kadar doğal ve inandırıcı gösterebildiğinde saklıdır. Örneğin; yüzü renk değiştiren insanlar, konuşan cansız nesneler, sihirli mantarlar yetişkinlere “çocuk işi” olarak görünür ve ilgilerini çekmez.  Fakat ''Leyla ile Mecnun'' dizisi bu ve bunun gibi pek çok absürt örneği içinde barındırdığı halde hiç de bir çocuk dizisi olarak algılanmamış, herkesin kendinden bir  parça bulduğu kült yapımlardan biri haline gelmiştir. Karakterlere yaşadıkları hiçbir şey şaşırtıcı gelmez. Mecnun rüyasında gördüğü Aksakallı Dede ile kahvaltı eder, Erdal Bakkal’ın rengi maviye döner, İsmail Abi vampir olur… 

   Albert Camus ''saçma'' kavramını modern dünya insanının  içine düştüğü bunalımın zorunlu bir  sonucu olarak görür. Toplumsal düzenin bir robot haline getirdiği insan, ya hayatını değiştirmeye çalışıp bu açmazdan kurtulmaya çalışır ya da saçmalığın egemenliğinde yaşar. Camus’un absürt modern çağ insanı, hayatı yaşanabilir kılmaya çalışır ama bu çabalarının sonuçsuz kaldığını görünce dünyaya karşı yabancılaşır ve başkaldırır. 

   İsmail Abi, Leyla ile Mecnun dizisinin belki de en absürt kabul edebileceğimiz karakteridir. Diğerleri her ne kadar gülünç olurlarsa olsunlar bu dünyaya bir şekilde uyum sağlamışlardır. Örneğin Erdal Bakkal’ın bir işi ve karısı vardır, Yavuz namusu ile (!) hırsızlık yapma peşindedir. Aksakallı Dede bile fantastik bir karakter olmasına rağmen zaman geçtikçe normalleşir. Onun evde kadın programları izleyip fasulye ayıklaması bize acayip gelmez. Ama İsmail Abi rengârenk pullu kıyafetleriyle, girdiği hiçbir işte tutunamamasıyla ve daima beklediği “o gemi” ile tamamen bu dünyanın dışındadır. Yüzde yüz iyiliğin temsilidir. Arkadaşları için her zorluğu göze alır. Pamuk şekerin pamuktan yapıldığına inanacak kadar da saftır.  Yaşadığı hayatı normalleştirmesi, onu bu hayatı kabullenmiş gibi gösterir, ama aslında öyle değildir. Başkaldırışını, renkli kıyafetler giyerek ve babasının ölümünü kabullenmeyerek yapar. 

   Camus’a göre saçmalığın dört aşaması vardır. Birinci aşamada insan, çoklukla bir kırılma anı sonrasında yaşadığı hayatın amacını sorgulamaya başlar. İkinci aşamada ise hayatın hızla geçip gittiğini görür ve telaşa kapılır. Üçüncü aşamada, yaşadığı çevreye karşı yabancılaşır, insanlardan uzaklaşır. Son aşamada ise önüne iki seçenek çıkar, ya bu kısır döngüden çıkıp yaşadığı hayatı değiştirecektir, ya da hiçbir şeyi değiştirmeden saçmalığa teslim olacaktır. Leyla ile Mecnun’daki Kâmil karakterinin bu dört aşamadan da geçtiğini söyleyebiliriz. Kâmil, ana karakter olmamasına rağmen umudu, inancı ve bekleyişiyle ilgi çeken bir kişiliğe sahiptir. Yıllarca yedek kulübesinde bekler, ama bir türlü fark edilip oyuna alınmaz.  Bekleyişinin manasız olduğunun farkına varır ve çevresine yabancılaşır, en sonunda mahalleyi terk eder. Bu karakterin babasına verdiği söz, boş bir amaç uğruna bekleyişi ve geçmişindeki acılar göz önüne alındığında İsmail Abi ile benzerlik gösterdiği söylenebilir. 

   Dizide absürtlük olarak görebileceğimiz her bir ayrıntının altına gerçek hayatın gölgesi vurmaktadır. Her karakterin bir hikâyesi, hayattan aldığı bir darbesi vardır ve acılarını ”komiklik” kavramı altında normalleştirmeye çalışırlar. Bu sayede kolaylıkla dram dizisi olabilecek bir yapıt, başarıyla absürt komedinin en başarılı örneklerinden birine dönüştürülmüş olur.

-Mesrure Başaran