Savaşın Diğer Bir Yüzü: Buhranlar ve Huzursuzluk


     Savaş tarih boyunca çeşitli çevreler içerisinde etkili olmuş önemli mefhumlardan birisi olarak ortaya çıkar. Derinlikli etkisi pek çok alanda görülebilen bu olgu, edebiyatta da sıklıkla işlenen konulardandır. Bu noktada, Türk edebiyatında savaş kavramı daha çok yiğitlik, kahramanlık ve vatan temellendirmeleriyle oluşturulurken, bazı yazarlar savaşı apayrı yönleriyle ele alarak topluma ayna tutmayı başarabilmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar da bu yazarlardan ön plana çıkan önemli şahsiyetlerden biri olarak Huzur romanını vermiştir. Huzur temler orkestrasyonu biçiminde meydana getirilmiş bir eser olarak savaş kavramı dışında değerler çatışması, aşk, ölüm ve kimlik bunalımları gibi mühim temaları da zengin muhtevasının içerisinde barındırır. Huzur’u adeta bir inci gibi işleyerek uzun bir zaman diliminde yazan Tanpınar, eserinin konularını sanki bir ruh halini betimlercesine anlatır. Tanpınar ince bir sanat duyuşunu yansıtan rüya metaforu ve müzik sanatı yardımıyla bu müthiş kitabını kaleme alır. Savaş da bu olguların yardımıyla sivrilen ve yazarın sanatkar bakış açısıyla yaklaştığı bir konu şeklinde alınabilir. Yazar savaşın ince duyuşlu insanlar üzerindeki etkisini Mümtaz karakteriyle birlikte konumlandırır. Bu bağlamda, Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar’ın savaş durumunun yansımalarını iki farklı savaş devri aracılığıyla psikolojik bunalımlar ve toplumsal huzursuzluk üzerinden ele aldığı ilginç bir eserdir.

     İlk olarak, savaşın sebebiyet verdiği psikolojik sıkıntıların baş karakter olan Mümtaz tarafından temsil edildiğini söylemek mümkündür. Balkan Savaşları sırasında ailesini kaybettiği kitabın İhsan bölümünde görülen Mümtaz, babasının öldüğü geceyi dehşet verici bir biçimde anımsar. Bu noktadan itibaren savaş korkusunu duyumsayan Mümtaz babasının hayalini şehirlerinden kaçarken karşısında bulur. Rüya şeklinde gerçekleşen bu olay onun savaş mefhumunun yarattığı bir boşluğa iterek hayata küsmesine neden olur. Akdeniz’de annesiyle beraber yaşadığı günlerde de sık sık savaşın izlerini hatırlayarak doğada yalnız kalmaya çalışır. Bunun dışında, yazar savaş tehlikesinden uzak saadetli günlerde estetiğin ön plana çıktığı eserin Nuran bölümünde Mümtaz’ı başka bir ruh haline büründürür. Böylece yazar İhsan kısmında savaşın insanlar üzerindeki yıkıcı etkisini Mümtaz’ın ruh bunalımları ve rüyaları üzerinden verirken, savaş atmosferinin olmadığı bir ortamı kitabın ikinci bölümünde estetik olarak saadet içerisinde aktarır. Nitekim Balkan Savaşları’nda geçtiği İhsan bölümü ile II. Dünya Savaşı arefesinin yazıldığı Mümtaz bölümleri Mümtaz’ın psikolojik sıkıntılarının ön planda olduğu yerlerdir. Bunların yanı sıra, Mümtaz’ın kafasının üçe bölündüğünün altı çizilerek İhsan’ın ve Nuran’ın dışında savaş da Mümtaz’ın düşündüğü endişe verici bir durum olarak gösterilir. Mümtaz’ın kafasında oluşturduğu bölünmüşlük psikolojik bunalımları beraberinde getirerek okuyucuya anlatılır.

     Savaş psikolojik buhranlar dışında, toplumsal bir huzursuzluk biçiminde de Huzur romanına yoğun olarak yansır. Eserin II. Dünya Savaşı’ndan bir gün evvel başlayarak rüyalar ve hatıralarla beraber geriye dönüşlerin yapılması yazarın savaş olgusunun toplum huzursuzluğu üzerindeki etkisine dikkat kesildiğini gösterir. İhsan bölümünde gerçekleşen bazı gözlemlerin ve diyalogların açık bir şekilde toplumsal bir huzursuzluk göstergesi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Harbin patlamak üzere olduğu endişesi Mümtaz’ın sabah çıkmadan evvel İhsan’ın yanına uğradığında İhsan’ın gazetelerde önemli bir haberin olup olmadığını sorması üzerine Mümtaz’ın harbin olacağını düşünmesi durumunda gözlenebilir. Bunun yanı sıra, Mümtaz’ın hasta bakıcı olarak bulduğu kızın Mümtaz’ın teklifini olası bir savaş tehlikesi yüzünden reddetmesi diğer bir örnek olarak verilirse yanlış olmaz. Savaşın yarattığı travmayı, endişeyi ve toplumsal huzursuzluğu milliyetçi bir bakış açısından farklı olarak insanların psikolojisi temelinde ele alınması, yazarın sanatsal algısını göstermesi açısından önemlidir. Aynı şekilde, Mümtaz’ın kitapçıyla geçen diyaloğunda insanlığın bir cihan harbinin eşiğinde olduğunu anlamak mümkündür. “Savaş teması gazete haberleri, askeri kıt’aların sevkiyatı, halkın bankalara olan hücumu, artan şimendifer düdükleri ve karaborsa amaçlı kullanılan telefonlar aracılığıyla ara ara betimlenir.” (Moran, 2003: 278). Bu noktada, savaşın toplum huzurunu bozan endişeyle beraber yarattığı sorunların yazar tarafından öncelendiği kitaptaki ilk ve son bölümlerden anlaşılabilir.

     Sonuç olarak, savaş temasının Tanpınar tarafından Huzur romanının iki ayrı savaş dönemi ortamında psikolojik buhranlar ve toplumsal huzursuzluk çerçevesinde aktarıldığı görülür. Başlangıçta Balkan Savaşları’ndan kaçarken yaşadığı psikolojik sıkıntılar, rüyalar ve anılar biçiminde esere yansır. Mümtaz ve Nuran bölümleri Balkan Harbi’nin ve II. Dünya Savaşı tehlikesinin yankılarının geçtiği yerler olarak psikolojik buhranları yansıtır. Mümtaz’ın kafasının üçe bölündüğünden de bahseden yazar, bu durumun psikolojik buhranlara sebep olduğuna işaret eder. Bunun dışında, savaşın toplum düzeyinde bir huzursuzluğa sebebiyet verdiğini anlatan yazar, bu fikrini çeşitli tasvirler ve emsallerle destekleyerek kaleme alır. Mümtaz’ın İhsan ve kitapçıyla konuşmasında kendini hissettiren bu huzursuzluk, hasta bakıcılığı eğitimi alan kız ile olan diyaloglarda çarpıcı bir şekilde aktarılır. Aynı zamanda roman insanların ve devletin savaş tehlikesine karşı aldığı önlemler ve takındıkları tavırları da betimleyerek savaşın toplumsal huzursuzluğa olan katkısı vurgulanmış olur. Ahmet Hamdi Tanpınar bu romanında savaş mefhumunu birçok yazarın milliyetçilik düşüncesinden sıyrılmayı başararak psikolojik bunalımlar ve toplumsal huzursuzluk temelinde kaleme alır.

KAYNAKÇA: Moran, B. (2003). Bir Huzursuzluğun Romanı: Huzur. Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I, İletişim Yay, 269-296.

-Deniz Karatepe