Uyanık İnsanların Rüyası


Nedir Sizce Bilmek?

Gördüğümüz şeyler mi? Duyduklarımız mı? Yalnızca aklımızda olanlar mı yoksa öğrendiklerimiz mi? Ayırt etmek zor, açıkçası doğru sorunun ne olduğunu dahi bilmiyorum. İnsan doğası gereği etrafındaki her şeyin mantığını ve işleyişini bilmek, basitçe gördüğü tüm şifreleri çözmek eğilimindedir. Buna karşın çoğu filozof insanın hiçbir şey bilemeyeceğini iddia eder. Felsefe çoğu zaman kendini mantığın tarafında kabul eder. Bu görüşe rağmen sürekli soru soruyor oluşu çoğu zaman gülünç fakat fazlasıyla kuvvetli ve ciddi bir ironidir, kişisel görüşüm elbette. Gelgelelim bilime, bilim bu düzlemde insan taraflıdır. Bir şeyleri, hatta çoğu şeyi bildiğini iddia eder. Sürekli araştırır, deneyler yapar ve varmış olduğu sonuçları avucumuzun içine bırakıverir. Bilim, insanın bilme arzusu açısından (ki bu güçlü bir eğilimdir) mükemmel ve yeri doldurulamaz bir tatmin kaynağıdır.


Bilmek Mümkün Mü ya da Ona Sahip Miyiz?

Cevabı bilmiyorum ama içimdeki pencerelerden dışarı baktığımda ya da bazı zamanlar aynalarla karşılaştığımda gördüğüm; bir şeyleri bildiğimizi düşündüğümüz. Gözlerimizin nasıl gördüğünü, kuşların nasıl uçtuğunu, hangi çiçeğe ne kadar su vermemiz gerektiğini ya da gökyüzünün neden mavi olduğunu bildiğimizi düşünürüz. Ve asıl ilginç olan ise bunu bazılarımızın değil, hepimizin yapıyor oluşudur. Yunan felsefesinin kurucularından olan Sokrates bu konudaki düşüncesini “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” sözleri ile ifade eder. Sokrates çok iyi bir filozoftu fakat tek bir sorun vardı: o da bir insandı. Ve evet, fark ettiyseniz cümlenin içindeki net yargı, insanoğlunun bilme ve özellikle bildiğini iddia etme arzusunun muazzam bir kanıtıdır.

Bilmek yada bilmemek, bilim yada felsefe,… Cevabı bilmiyor olmama rağmen size bunlarla ilgili sayfalarca yazı yazabilirim. Fakat benim bahsetmek istediğim bilmediklerimiz. Burada farklı ideallerin görüşlerini bırakıp direkt olarak insandan bahsetmek istiyorum. Bilmemek.. Bilmemek çoğumuz için merak uyandırıcılıktan ziyade korkutucu bir kavramdır. İtiraf edelim bilgisayarların nasıl çalıştığını bilmesek ya da bildiğini iddia eden insanlar görmesek, onları evimize sokmayı bırakın dokunamazdık bile. Aslına bakarsanız insanın bilinmezliğe karşı olan korkusu yalnızca dışa dönük değildir. Kendi bilinmezliğinden de korkar insan, hatta en çok ondan korkar. Yeni maceralara atılmak, bilmediği yerlere gitmek, yola çıkmak… Kısacası değişim korkutur insanı.


Peki ya Değişim Nedir?  Nerede Başlar?  Nasıl Değişir İnsan?

Bana göre değişim hayatın önemli bir parçası ve hatta ilerleme şeklidir. Bir bakıma zaman gibidir; engelleyemez, önüne geçemezsiniz. Peki neden korkar insan değişmekten? Cevap basittir aslında. İnsanoğlu geçmişini sevmeyen, geleceğiyle ilgili çeşit çeşit hayaller kurarak yaşayan bir varlık olmasına rağmen ölesiye korkar değişmekten, çoğu zaman haklıdır da. Aslına bakarsanız değişim sonu görünmeyen ıssız bir uçurumdur insan için. Matematiği yoktur ve size ne getireceğini asla bilemezsiniz. 

Herakleitos’a göre “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Ne kadar korksanız da ondan kaçamazsınız ve ancak korkularınızı bir kenara bıraktığınızda ona yön verebilirsiniz. Değişime en açık olan, tutkuları olan kişidir. Tutkuları olan insan acı çeker. Bir süre bununla yaşamaya çalışır çünkü istediklerini elde etmek için cesur olmak zorundadır.  Fakat tutku insan psikolojisi için hayalden çok daha güçlü bir olgudur. Bazıları acıya alışır ve tutkularını hayale dönüştürür, bazılarıysa cesaret eder. Elde etmek istediğiniz bir şey, varmak istediğiniz bir yer, peşinden gitmek isteğiniz bir amaç varsa, bir şeylerden feragat etmeyi bilmelisiniz. Eğer kendi kararlarınızı almak ve hayatınıza siz yön vermek istiyorsanız şoför koltuğunda manzara izleyemezsiniz.


Gerçek Değişim Nerede Başlar? Niçin Umut Eder İnsan?

Aslına bakarsanız gerçek değişim insanın geçmişiyle barışması ile başlar. Geçmişimizi yitip giden bir şans olarak görmeyi bırakıp bize öğrettiklerini benimsediğimizde, değişim bizim için uzak bir hayal olmaktan çıkacak ve ümide dönüşecektir. Ancak ümidi olan insan ayağa kalkmaya ve biraz gürültü yapmaya cesaret edebilir ve değişim tam olarak burada başlar. Lev Tolstoy’un da dediği gibi “Ümit uyanık insanın rüyasıdır.”

Geçmişinizi sevin ve umut edin çünkü umut etmeyi bıraktığınızda ölmeye başlarsınız. Bilmediğiniz şeylerden korkmayın, sürekli merak edin.  Kendi tutkularınızı edinin ve kendi değişiminize yön verin. Bunun canınızı yakmasından korkmayın. Canınız yanmayacak demiyorum, masal anlatmaya çalıştığım da yok. Evet, bazen verdiğiniz kararlardan nefret edeceksiniz. Her hikayenin sonu iyi bitmeyecek, bazen gökten düşen üç elma canınızı acıtacak ama her hikayenizi sevin ve onlarla barışın. “Kuş ölür, sen  uçuşu hatırla.” demiş Füruğ Ferruhzad. Gelecek avuçlarımızın arasında iki kanat değil mi zaten? Değişmek bizim elimizde. Kalkmak da var düşmek de ama günün sonunda yapmamız gereken tek şey uçuşu hatırlamak ve bununla gurur duymak.

Ve evet, değişimine yön verebileceğiniz tek şey sizsiniz, hayatınız sizin avuçlarınızda. Bir şeyleri bilebilir ya da hiçbir şeyi bilmiyor olabilirsiniz. Bundan korkmayın, uçmak için kendi kanatlarınız var. Unutmayın ki kendini değiştirebilen insan her şeyi değiştirebilir.

-Selin Aymaz